6 Mayıs 2012

Paris ♥

Ben bir yere gezmeye gitmeden önce didik didik araştıran sınıftanım. Sonuçta kısıtlı bir zaman aralığında gidiyorsunuz ve bir plan olması şart bana göre. Gezi yazısı okumayı sevenler ve gidecekler için aklımda kalan her şeyi yazıyorum şimdi ben de...

Klasik turistik yerler ama benim dikkatimi çeken ufak ayrıntılarla birlikte...

İlk olarak Eifel var tabii ki; 
Kimilerine göre demir yığını olsa da turistlerin gözdesi. Paris`in olmazsa olmazı. Bence buraya akşam üzeri bir vakitte gidip yukarıya çıkmak, şehrin hem gündüz hem de gece manzarasını görmek en güzeli. Geceleri belirli aralıklarda yanıp sönen ışıkları da kaçırmamak lazım derim. Ama bilet almak için her daim sıra bekliyorsunuz. Benim Paris`de gördüğüm en uzun sıra buradaydı. 


Eifel`in içindeki restoran oldukça pahalı olsa da kafesinden bir şeyler alabilirsiniz. Hediyelikler de dahil. Bu arada uyarmadan geçemem; Eifel`in altındaki zenci satıcılardan bir şeyler alacaksanız pazarlık yapmadan almayın! Türkçe bile konuşsanız anlayacaklar muhtemelen ama bir şey almayacaksanız hiç yaklaşmayın fena yapışıyorlar.




DisneyLand.....Paris`te her zaman iyi fikir ama...
Aması çok; eğer kısa süreli bir gezi yapıyorsanız şehirde bir çok yeri görmekten vazgeçmeniz gerekir. Burası 1 tam gününüzü alır hatta 1 gün yetmez bile. Gidiş-geliş ve giriş masrafları da birazcık yüksek.


Ama kaç yaşınızda olursanız olun hemen çocukluğunuza dönebilirsiniz. Disneyland birkaç bölümden oluşuyor bu arada. Bir tarafta dükkanlar ve daha çocuksu oyuncaklar varken diğer tarafta studyolar ve daha atraksiyonlu oyuncaklar var. Zaten içeride de harita ile dolaşıyorsunuz. 

Ve disney dükkanları inanılmaz güzeller. Şekercisinden oyuncakçısına her şeyi bulabilirsiniz. Oldukça güzel paralar da harcayabilirsiniz :) 


Şanzelize`deki Disney Store`a ise daha sonra gittiğimde buradaki Disney dükkanları ile alakası olmadığını gördüm ve hayal kırıklığına uğradım. Ürün yelpazesi orada çok kısıtlıydı.


Bir sonraki durak Şanzelize/Champs Elysee. Geçen sefer buraya giedememiştim. Bu sefer acısını çıkarttım. Zaten otelimizde buraya çok yakındı. Bu Zafer Takı`nın başlangıcını yaptığı cadde, boylu boyunca mağazalarla dolu. Bir çok pahalı, lüks mağazanın yanında bilindik normal fiyatlı mağazalar da var. ÖZel bir bütçe ile alışveriş odaklı gitmiyorsanız, çok da gerekli bir yer değil bence. Görülmesi gereken onca mimari ve mekan varken, burası son sıralarda.


Şanzelize`de ki dükkanlar, fiyatlar, pasajlar, hediyelikler vs alışveriş postunda daha ayrıntılı  


Notre Dame. Quasimido`nun klisesi :) aslında romanda, Victor Hugo`nun asıl vurgulamak istediği aşk hikayesi değil de klisenin güzelliğiymiş.


Bu ince işçilik kendisine hayran bıraktırıyor. 


 İçeriye giriş ücretsiz normal olarak ama çan kulesine gitmek isterseniz ufak bir ücreti var, ama ücreti ödemekle bitmiyor. 300 küsur merdiveni de çıkmak gerekiyor. Biz çıkmadık :)


Okta gösterilen Hotel de Ville yönüne doğru giderseniz; 

Sokak arasında bu güzel cafeyi görebilirsiniz. Ayrıca Hotel de Ville de görülebilecek güzel bir mimari. Tam tersi yönde ise Seine nehri keyfi var...

Bir sonraki durak Louvre müzesi. Louvre`un hayaleti filmini ve Da Vinci Şifresi kitabını okuduktan sonra hep gidip görmek istediğim Louvre!



Louvre`u gezmeyi o kadar çok istersen gezemezsin tabii ki. Geçen sefer müzenin tek kapalı olduğu günü (Salı) bulmuştuk, bu seferde alt kattaki alışveriş merkezinde harcadık bütün vaktimizi. Ayrıntılar yine alışveriş postunda 

Sırf bu müzeyi ve Orsay müzesini gezmek için 1 kere daha gitmek isterim Paris`e. Netten edindiğim bilgilere göre Louvre`u gezmek zaten çok fazla vakit alıyor. Ve gezmeden de birazcık okuyup gitmekte fayda var. Yoksa hiç bir şey anlamadan müze gezmek pek bir şey ifade etmiyor. İşte biz de böyle düşünüp Carusel`de alışverişe daldık. Burası da süper bir alışveriş durağı oldu. 


Sacre Coure bazilikası da çok güzel bir yer. Montmartre tepesinde. Burası da kesin görülmesi gereken yerlerden bana göre. Amelie filminde kızın yaşadığı mahalleyi, hatta çalıştığı kafeyi görebilirsiniz. Bu tepeden de Paris manzarası çok güzel ve yakınlardaki hediyelikçiler, kafeler de görülmeye değer. Ama diğer yerlere göre burası birazcık uzak kalıyor şehir merkezine.


Ve son olarak benim çok etkilendiğim bir yer;
Place des Vosges ve Victor Hugo`nun evi..

Burası da birazcık şehre uzak gibi görünse de ulaşımı çok rahat. Bastille meydanındaki metro durağında indiğinizde hemen evi gösteren oku görebilirsiniz. Ok yönünde gittiğinizde bir sokak arasında bu turuncu binayı göreceksiniz. Bu bina palace des vosges denen meydanı 4 yandan çevreleyen binanın bir kısmı sadece. 



Çok güzel bir meydana ve bahçeye açılıyor. Dinlenmek ve birşeyler atıştırmak için ideal bir yer. Hatta piknik yapmak için.


Bu meydanın çevresinde sanat galerileri var bol miktarda. 


Galeriler çok güzel. Anlaşılan buralarda yaşayan/yaşamış olan tek sanatçı Victor Hugo değil. Yine burada tavsiye edeceğim çok güzel bir çay mağazası var. 


Neyse meydanı bir yana bırakırsak; o turuncu yapının hemen altında böyle bir resim var. Meğer bu sağa doğru gitmemi söyleyen bir işaretmiş. Bütün meydanı dolaştım evi bulmak için.


O resimden sağa dönünce, köşede Victor Hugo`nun evi. Bir apartman dairesi. girişi ücretsiz (ama gene de önce bilet kestirmeniz lazım). Hugo yaşadığı dönemde çok zorluklar da çekmiş ama zengin olduğu bir dönem de olmuş. İlginç şekilde ünlü olmasını ve para kazanmasını sağlayan kitapları değil tiyatro oyunları olmuş. Maddi durumunun iyi olduğu bu dönemde 16 yıl boyunca bu apartman dairesinde yaşamış.


Klasikleri görev bilinciyle okuyan ben, Hugo`nun kitaplarını severek okumuştum. O yüzden Victor Hugo`nun yeri ben de ayrıdır.


1800`lerin sonunda yaşanmış olan bu evde bu eşyalarla bu gün hala yaşanır gibi duruyor. Hugo`nun zevkine hayran kalmamak elde değil.




Hugo`nun öldüğü yatak...

Odasının manzarası...

Tanıdığın, yazdıklarında kendinden bir şeyler bulduğun birinin yaşamış olduğu yeri görmek insanı çok etkiliyor. Bilmem kaç yıl önce o kişinin dokunduğunu bildiğin bir eşyaya dokunabilmek değişik bir duygu. Ayrıca girişinin ücretsiz olması, hediyelik eşya satılmaması gibi ayrıntılar da çok güzeldi. Evi ticaret merkezine çevirmeyerek gereken saygıyı göstermişler...

Bunlar benim gezebildiklerimdi sadece. Paris gerçekten görülesi bir şehir. 1 kere değil birkaç kere ayrı ayrı rotalarla gezilmeli.

Son olarak eklemek istediğimse; Fransızlar genelde kaba ve sert insanlar. Özellikle havaalanı dönüş yolunda... "Yemedik ya ülkenizi kardeşim" dedirtiyor illaki...

Paris alışveriş notları için buraya, yemek notları için buraya. bakabilirsiniz


10 yorum:

  1. Afedersiniz bu güzel postunuzun altına yazıyorrum ama blogunuzu takip edemiyorum , yardımcı olur musunuz ?

    YanıtlaSil
  2. süper canım hepsini çok beğendim, bir dahaki sefere darısı başımıza
    sevgiler sinem

    YanıtlaSil
  3. tabiyki gamze :) sağ tarafta altlara doğru "Bu siteye katılın" yazıyor. O butona tıklayınca; google, twitter ya da yahoo seçenekleri çıkıyor. Bunlardan birinde hesabın varsa tıklayıp hesabını açman gerekiyor. Hesabın yoksa da google`a tıklayıp kendi mail adresinle bitane gmail hesabı oluşturup, blogu izlemeye alabilirsin.
    Sevgiler :)

    YanıtlaSil
  4. Saol Sinemcim :) darısı başına :))

    YanıtlaSil
  5. paris iyi gezilmiş darısı roma olur belkii

    murat

    YanıtlaSil
  6. İtalya olsun bizim olsunnnn

    YanıtlaSil
  7. bravo çok güzel bir gezi :)

    YanıtlaSil
  8. merhaba, blog yazarı olarak "tabiyki" yazmak ne demektir yahu, şaka mı ? TDK sçzlüğü incelemenizi tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  9. "tabiyki" yazarken umarım şaka yapıyorsunuzdur yok yapmıyorsanız TDK sözlüğü incelemenizi tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  10. Blog yazarlığı kuralları olan birşey değil, çoğumuzun hobi olarak yaptığı bir şey. Kimsenin tdk`ya uymak gibi bir zorunluluğu yok. Beğendiğiniz blogları okur, beğenmediklerinizi okumazsınız olur biter.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız değerli